Tek Başına Olmak Yalnız Olmak Değildir

Mevcut veya sürekli bir ilişkisi olmayan, az sayıda arkadaşı olan, sosyal ortamlara sadece gerektiğinde katılan insanlar içe dönük kişiler olarak kabul edilir ve yalnızlıkla damgalanır. Ancak aslında pek çok insan, kalabalık içinde olmaktansa bilerek ve isteyerek yalnız olmayı tercih eder.

Aslında hiç de acınacak bir durum olmayan yalnızlık duygusu, pek çok insanın özellikle tercih ettiği bir durumdur.  Bu yüzden öncelikle “kendini yalnız hissetme” ile “yalnız olmayı tercih etme” kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. Kendini yalnız hissetme mutlaka bir uzman yardımı ile çözümlenmesi gereken bir sorun olurken yalnız kalmayı tercih etme ise bir yaşam biçimi olarak kabul edilmelidir.

İnsanlar Neden Yalnız Kalmayı Tercih Ediyor?

Günümüzde özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar, kendilerini günlük yaşamlarında büyük bir karmaşanın ortasında bulur. İşe gidip gelirken yaşanan trafik sıkıntıları ve iş hayatında gün içinde yaşanan olumsuzluklar karşısında; sosyal hayata, arkadaşlara, hobilere hatta bir ilişkiye vakit ayırmak zorlaşır. Bu da insanları aslında farkında olunmayan bir yalnızlığa iter.

Bu yalnızlık bazen zorunlu olsa da yapılan araştırmalar gösterir ki özellikle kadınlar hızla artan bir oranda yalnızlığı bir hayat tarzı olarak benimser. Yalnız bir şekilde büyük bir mutlulukla yaşayabilirler. Yani “yalnızlığın dayanılmaz hafifliği”nin tadına varırlar. Bir sorunla karşılaşıldığında ilk söylenen sözün “biraz yalnız kalmak istiyorum” olması da bu tezi doğrular. Yani yalnızlık, bilinçli olarak tercih edilen bir kavram olur. Seçilmiş yalnızlıkta mutluluk için başkasına ihtiyaç duyulmadığı anlaşıldığı anda güç de peşinden gelir ve kişi kendini yalnız ama mutlu ve güçlü hisseder.

Yalnızlık Üzerine Yapılan Bilimsel Araştırmalar Bize Neyi Anlatıyor?

Toplum her ne kadar insanları bir arada ve sürekli iletişim halinde yaşamaya zorlasa da yapılan bilimsel araştırmalar yalnız insanın asla tek başına veya mutsuz bir insan olmadığını gösterir. Amerikalı bilim insanı Dr. Bella DePaulo’nun özellikle yalnız insanlar üzerine yaptığı araştırmalar da herhangi bir ilişkisi olmamasına rağmen sonsuza kadar mutlu yaşayan insanların varlığını bize kanıtlar.

Bu araştırmalardan çıkan sonuçlara göre bazı insanlar ömür boyu bir ilişki yaşamadan da çok mutlu olabilir. Ayrıca bekar kadınlar, evli veya sevgilisi olan kadınlara göre kendilerini çok daha mutlu hissedebilir. Bunun nedeni olarak da bir ilişkisi olmayan kadınların sosyal aktivitelere çok daha fazla katılması, kendi hobilerine çok daha fazla zaman ayırması ve arkadaşlarıyla çok daha fazla görüşmesi olarak gösterilir.

Ancak her zaman çok fazla sayıda arkadaşınız veya bir sosyal çevreniz de olmayabilir. Bu durumda yine de mutlu olmanın pek çok yolu bulunur.

Eğer Bir Kişi Yalnız Olmayı Beceremiyorsa, Başkalarıyla da Bir Arada Olmayı Beceremez

Ünlü düşünür Michael Foucault’un dediği gibi “Aslında bir insan yalnız kalmayı beceremiyorsa, başkalarıyla da bir arada olamaz.” Yalnızlıktan hoşlanmayan insanlar, kendilerini sevmedikleri için kendilerinden kaçar ve kendi iç sesini duymamak için sürekli etrafında birilerine ihtiyaç duyar. Yani bir şekilde başkalarına bağımlı yaşar. Bu insanlar kalabalık bir arkadaş grubu olabileceği gibi sürekli değişen bir sevgili de olabilir. Ancak insan ne kadar kalabalık içinde de olsa, aslında kendisinden bir türlü kaçamaz. Kalabalık içinde de mutsuz olur ve etrafını da mutsuz eder.

Kişi yalnız kaldığında iç sesi konuşmaya başlar. Kendisine sormaktan korktuğu pek çok soru, cevap aramaya başlar. Bu sayede aslında gerçek kendisi ile iletişime geçen kişinin kendisinde beğenmediği yönlerini düzeltme ihtimali de ortaya çıkar. Bu da kişinin kendisini daha çok sevmesine yol açar. Aslında kişinin zaman zaman yalnız kalma ihtiyacı da kendini dinleme isteğinden doğar. Temelde mutluluğu arayan kişi, yalnız kaldığında kendini daha çok dinlediğini, vakit ayırdığını ve mutlu olduğunu fark eder. Dolayısıyla yalnızlığı seven insanlar, aslında kendi ile barışık, kendini seven insanlar olarak da tanımlanır.

Tek Başına Vakit Geçirmekten Keyif Alan İnsanlar, Aslında Hayatta Neleri Yakalıyor?

Tek başına da mutlu olan, toplum tarafından içe dönük olarak tabir edilen ve süreli bir ilişki yaşamayan insanlar, aslında hayatta pek çok şeyin tadına çok daha iyi varabilir. Öncelikle yalnızlık bu insanlar için dayatılmış bir olgu değil de bir seçim olduğu için kendilerini oyalayacak bir şeyler mutlaka bulunur. Yalnız başına yenen güzel bir yemek, seyredilen iyi bir film veya tiyatro oyunu, bir kahve eşliğinde okunan bir kitap, yalnızlığı seven insanları çok mutlu edebilir. Tek başına vakit geçirmekten keyif alan insanlar, bir topluluğa girdiklerinde ise aslında konuşacak çok fazla şeyleri olan insanlardır. Çünkü bu insanlar kendi başlarına geçirdikleri vakitte kendilerine yatırım yapmış, konuşacak konuları biriktirmiş insanlardır ve boş konuşan insanların yerine sohbetleri tercih edilir.

Yalnızlığı bilinçli olarak tercih eden insanlar, hayatlarında dengeyi yakalamış insanlar olduğundan her şey için vakitleri olur. Yapılacak işler listesi sürekli birikmez ve çok daha planlı yaşarlar. Yalnızlığı seven insanlar daha az endişe duyarlar. Ayrıca toplum baskısını da çok önemsemez ve içlerinden geldikleri gibi yaşarlar. Kendilerini aslında hiç de ait olmadıkları bir ortama kabul ettirmek gibi bir zorunlulukları olmadığı için hayatları dürüstlük üzerine kurulu olur. Bu da kişinin kendisine olan saygısını arttırır.

Ayrıca çok zengin bir hayal dünyası oldukları kabul edilen içe dönük insanlar, aslında sanatın her türlü alanında da en başarılı olabilecek insanlar olur. Bu kişilerin yazarlık veya ressamlık kabiliyetleri, hayal dünyalarının genişliğinden, başkalarını izleme ve çözümleme yeteneklerinden dolayı çok daha fazladır. Yani yalnızlığı seven kişiler, biriktirdiklerini yazarak ve resmederek paylaştıklarında ortaya çok iyi eserler çıkabilir.

Çok Geniş Bir Arkadaş Çevresi veya İlişki Gerekli Mi?

Evet, insanlar yaratıldıkları günden beri en az iki kişi olarak ve bir sosyal çevre içinde yaşarlar. Sosyal medya hesaplarından 1000 takipçisi veya “arkadaşı” olanlar için bu sayı bir övünç kaynağı olabilir. Her ne kadar yalnızlık insan doğasına aykırı gibi görünse de, aslında bu kalabalık içinde de yalnız kalınabilir. Yani bir masada iki kişi olmak, her zaman karşıdaki kişi ile mükemmel iletişim içinde olmak anlamına gelmez. Hayatta her şeyi paylaşmak da her zaman insana mutluluk getirmez. Bunun yanı sıra kalabalıklar içinde yalnız olmak, insanı daha çok mutsuzluğa sürükleyebilir. Fiziken yalnız, ama ruhen mutlu olan insanlar, bir kaç yakın arkadaş ile kendini çok daha mutlu hissedebilir.

Başarısız ve sorunlu bir ilişkiyi, sırf yalnız kalmamak için sürdürmeye çalışmak ise çok daha büyük sorunlara yol açabilir. Sırf toplum baskısından veya yalnız kalma korkusundan, daha fazla mutsuzluk yaşanabilecek bir ortamda bulunmaktansa, tek başına kalarak hayatını daha kolay düzene sokabilir.

Tabii ki tüm bu anlatılanlar, dozunda yaşandığı zaman insana mutluluk verir. Aşırıya kaçmadan ve bir seçim olarak yaşanan yalnızlıkta kişi, gerektiğinde sosyal hayata katılmalı ve birikimlerini başkaları ile paylaşmalıdır. Sonuç olarak yaşanan üzüntüler nedeniyle hayata küsmemek, ancak mutluluğu başkalarına bağımlı yaşamaktansa özgür yaşamak çok daha sağlıklı olacaktır.